ŞAHİN TEKNİK TASARIM

ŞAHİN TEKNİK TASARIM


ONEMLI; Buraya Mesaj Atmak Icin Lutfen BURAYA TIKLAYINIZ

SolidWORKS, 3DS MAX,MasterCAM Bölümlerine acilen moderatör aranıyor.Başvurmak için tıkla


                  
                    Ayda 1000 mesaj yollayana AVEA faturasız hat hediye!!

    Fazıl Hüsnü Dağlarca

    Paylaş
    avatar
    SAHİN
    Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 806
    Yaş : 37
    Nerden : DENİZLİ
    İş/Hobiler : tornacı
    Rep Puanı : 1474
    Rep gücü : 6
    Kayıt tarihi : 25/12/07

    default Fazıl Hüsnü Dağlarca

    Mesaj tarafından SAHİN Bir 2011-12-13, 17:57



    ŞİİRLERİNDEN SEÇKİLER

    MUSTAFA KEMAL İN KAĞNISI

    Yediyordu Elif kağnısını
    Kara geceden geceden
    Sanki elif elif uzuyordu inceliyordu
    Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar
    İnliyordu dağın ardı yasla
    Herbir heceden heceden

    Mustafa Kemal'in Kağnısı derdi kağnısına
    Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı
    Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifcik
    Nam salmıştı asker içinde
    Bu kez herkesten evvel almıştı yükünü
    Doğrulmuştu yola, önceden önceden

    Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
    Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar
    Kocabaş çok ihtiyardı çok zayıftı
    Mahzundu bütün Sarıkız, yanısıra
    Gecenin ulu ağırlığına karşı,
    Hafiftiler, inceden inceden

    İriydi Elif kuvvetliydi kağnı başında
    Elma elmaydı yanakları, üzüm üzümdü gözleri
    Kınalı ellerinden rüzgar geçerdi daim
    Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına
    Alını yeşilini kapmıştı, geçirmişti
    Niceden niceden

    Durdu birdenbire Kocabaş, ova bayır durdu.
    Nazar mı değdi göklerden, ne?
    Dah etti, yok. Dahha! dedi, gitmez.
    Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gıcır gıcır
    Nasıl durur Mustafa Kemal'in Kağnısı
    Kahroldu Elifcik, düşünceden düşünceden

    Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş,
    Vur beni, öldür beni, koma yollarda beni.
    Geçer, götürür ana çocuk mermisini askerciğin
    Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım
    Bak hele üzerimden ses seda uzaklaşır
    Düşerim gerilere iyceden iyceden

    Kocabaş yığıldı çamura
    Büyüdü gözleri büyüdü, yürek kadar
    Örtüldü gözleri örtüldü hep
    Kalır mı Mustafa Kemal'in Kağnısı bacım
    Kocabaşın yerine koştu kendini Elifcik
    Yürüdü düşman üstüne yüceden yüceden.

    _____ o o o _____

    SAMSUNDAN ANKARAYA

    - Ordunun silahları alınmış
    ve alınmakta

    Atım acından hasta, çalmışlar kılıcımı,
    Üşürüm.
    İçimde silah sesleri,
    Sabaha kadar, tövbe tövbe,
    Gecelerle dövüşürüm.

    Kabzelerim vardı parıl parıl,
    Altın elmas.
    Getirmiştim ta Orta Asyadan,
    Ta batı Avrupa hayran olmuştu,
    Kalmış ağırlıklarınca avuçlarımda yas.

    Hepsi bir başka biçimdeydi,
    Ama kardeşti tüfekle yay.
    Onlarla yaşamam hızlanırdı,
    Duyulurdu suyun ekmeğin lezzeti daha hoş,
    Daha kolay.

    Çalmışlar kılıcımı,
    Vaktim bir ateşle kızıllaşır önce.
    Sonra tarihler tarihler döğer içimizdekileri,
    O kadar hafif, o kadar yalın,
    Kılınç olur düşünce.


    _____ o o o _____

    KIZILIRMAK KIYILARI

    Kardaş, senin dediklerin yok,
    Halay çekilen toprak bu toprak değil.
    Çık hele Anadoluya,
    Kamyonlarla gel, kağnılarla gel gayrı,
    O kadar uzak değil.

    Çamı bitmiş, kavağı azalmış,
    Gamla örtülü bayırlar, çıplak değil.
    Yedi ay kıştan sonra,
    Yeşeren senin yaşamındır,
    Yaprak değil.

    Yersin, içersin sofrasından, üç yüz senedir,
    Kuvvetlisin ama kuvvet hak değil.
    Bakımsızlıklarla göçüp gitmiş bir cihan,
    Mevsimler soğumus, sular azalmış,
    Buğday, Selçuklulardan kalan başak değil.

    Parça parça yarılmış öküz ardında,
    Parmağı üç pare, tırnağı ak değil.
    Utanır elin ayağın,
    Korkarsın yakından görsen,
    Eli el değil, ayağı ayak değil.

    Gün doğar, tarla kuşları uçuşurlar,
    Ağır bir aydınlık, bildiğin şafak değil.
    Öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna,
    Uyandırmazsan,
    Uyanacak değil.

    Dertle, sefaletle yüklü,
    Siyah leşlerle kararmış, berrak değil.
    Çağlayan ne,
    Akan kim,
    Kızılırmak değil.

    Kardaş, görmüyorum ama hala duyabiliyorum,
    Geçmiş zamanlar gelecek zamanlardan parlak değil.
    Vakte şahadet edercesine yükselmiş,
    Akşam parıltısından, bütün zaferler üzerine,
    Dağlar dalgalanmakta, bayrak değil.


    FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA


    En son SAHİN tarafından 2011-12-13, 18:05 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


    _________________
    avatar
    SAHİN
    Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 806
    Yaş : 37
    Nerden : DENİZLİ
    İş/Hobiler : tornacı
    Rep Puanı : 1474
    Rep gücü : 6
    Kayıt tarihi : 25/12/07

    default Fazıl Hüsnü Dağlarca (1914 - 2008)

    Mesaj tarafından SAHİN Bir 2011-12-13, 18:01

    1914'te İstanbul’da doğdu. Babası subay olduğu için ilk ve orta öğrenimini Türkiye'nin değişik yerlerinde tamamladı. Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okulu’nu bitirdi. Orduya katıldı. 15 yıl asker olarak hizmet yaptı, Doğu ve Orta Anadolu, Trakya'yı dolaştı. Önyüzbaşı rütbesinde iken kendi isteğiyle ordudan ayrıldı. Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü'nde kısa bir süre görev yaptı. Çalışma Bakanlığı İş Müfettişi olarak İstanbul’da çalıştı. 1959'da İstanbul Aksaray’da "Kitap" Kitabevini açtı. Yayıncılık yaptı, 1960-1964 arasında "Türkçe" isimli bir aylık dergi çıkardı. 1970'te yayınevini kapattı, sadece şiirle uğraşmaya başladı. Yayınlanan ilk yazısı Yeni Adana Gazetesi'nin 1927'de düzenlediği yarışmada birincilik alan bir öyküydü.

    İlk şiiri "Yavaşlayan Ömür" 1933'te İstanbul Dergisi'nde çıktı. Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel ve Peyami Safa'nın da dikkatini çeken şiirleri Varlık, Kültür Haftası, Yücel, Aile, İnkılapçı, Gençlik, Yeditepe, Türk Dili, Yenilik, Vatan, Çağrı, Türkçe, Ataç, Türk Yurdu, Yön, Devrim gibi dergilerde yayınlandı. İlk şiirlerinde Necip Fazıl Kısakürek etkisinde kaldı. "Havaya Çizilen Dünya" (1934) şiir kitabındaki şiirlerinde bu etki görülür. Kendi şiir çizgisine yönelişi "Çocuk ve Allah", "Daha" (1940) kitaplarıyla başlar. Şiiri "sezgi" ve "us" olmak üzere iki dönemde incelenebilir. Sezgi dönemi eserleri "Havaya Çizilen Dünya" (1934), "Çocuk ve Allah" ile "Daha"yı (1940) izleyen "Çakırın Destanı" (1945), "Taş Devri" (1945) kitaplarını kapsar. "Asû" (1955) ile başlayan ikinci dönem günümüze kadarki şiirlerinde etkin olan "usçu" dönemdir. Sezgi döneminde kendine has bir şiir dili ve biçemi yaratmaya çalıştı. "Us" dönemi ise güçlü bir Türkçe tutkusuyla dikkat çeker.

    Dağlarca bu dönemde dilin arılaştırılması çabalarına katıldı, evrensel temalara ağırlık vermeye başladı. 1970 sonrasında yoğunlukla çocuk şiirleri yazdı. Hem Türkiye'de hem uluslararası düzeyde birçok ödül kazandı, bir çok ülkede şiirleri okundu. Kitapları birçok dile çevrildi.

    ESERLERİ:

    ŞİİR:

    Havaya Çizilen Dünya (1935)
    Çocuk ve Allah (1940)
    Daha (1943)
    Çakırın Destanı (1945)
    Taş Devri (1945)
    Üç Şehitler Destanı (1949)
    Toprak Ana (1950)
    Aç Yazı (1951)
    İstiklal Savaşı- Samsun’dan Ankara’ya (1951)
    İstiklal Savaşı- İnönüler (1951)
    Sivaslı Karınca (1951)
    İstanbul-Fetih Destanı (1953)
    Anıtkabir (1953)
    Asu (1955)
    ***ice Böcek (1957)
    Batı Acısı (1958)
    Mevlana’da Olmak (Gezi) (1958)
    Hoo’lar (1960)
    Özgürlük Alanı (1960)
    Cezayir Türküsü (Fransızca, İngilizce ve Arapça çevirileriyle birlikte, 1961)
    Aylam (1962)
    Türk Olmak (1963)
    Yedi Memetler (1964)
    Çanakkale Destanı (1965)
    Dışarıdan Gazel (1965)
    Kazmalama (1965)
    Yeryağ (1965)
    Vietnam Savaşımız (İngilizcesiyle, 1966)
    Kubilay Destanı (1968)
    Haydi (1968)
    19 Mayıs Destanı (1969)
    Vietnam Körü (destan-oyun) (1970)
    Hiroşima (Fransızca,İngilizce çevirileriyle, 1970)
    Malazgirt Ululaması (1971)
    Kınalı Kuzu Ağıdı (1972)
    Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1973)
    Horoz (1977)
    Hollandalı Dörtlükler (1977)
    Çukurova Koçaklaması (1979)
    Nötron Bombası (1981)
    Yunus Emre’de Olmak (1981)
    Çıplak (1981)
    İlk Yapıtla 50 Yıl Sonrakiler (1985)
    Uzaklarda Giyinmek (1990)
    Dildeki Bilgisayar (1992)

    ÖDÜLLERİ

    1946 CHP Şiir Yarışması üçüncülüğü
    1956 Yeditepe Şiir Armağanı Asu kitabıyla
    1958 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü ***ice Böcek kitabıyla
    1966 Milli Talebe Federasyonu Turhan Emeksiz Şiir Armağanı ***ice Böcek ile
    1977 Sedat Simavi Vakfı Ödülü’nü Peride Celal ile bölüştü, Horoz şiir kitabıyla
    1967 International Poetry Forum (Uluslararası Şiir Forumu, Pittsburg
    Amerika) tarafından "En İyi Türk Şairi" seçildi
    1974 Struga (Yugoslavya) Şiir Festivalleri’nde Altın Çelenk ödülü



    _________________
    avatar
    SAHİN
    Admin

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 806
    Yaş : 37
    Nerden : DENİZLİ
    İş/Hobiler : tornacı
    Rep Puanı : 1474
    Rep gücü : 6
    Kayıt tarihi : 25/12/07

    default TOPRAK

    Mesaj tarafından SAHİN Bir 2014-07-30, 13:05

    Toprak

    Var Allah'ım bir şey var bu toprakta
    Ağaçlar büyür ansızın.
    Bitmez tükenmez sular çıkıyor
    Ki kalbe lahzalar taşımakta.

    Ki nasip bulur herkes bir başakta
    Geliyor çılgın atların nal sesleri.
    Ruha garip arzular veren
    Garip dağlar ki uzakta.

    Çiçekler ki her sabah uyanmakta
    Kalbin ve vaktin şaşmaz cihetleri.
    Parıldar sonsuz mevsim,
    Rüzgârlarla yaşayan yaprakta.

    Büyük memleketler ki şafakta
    Dünyanın başka hayatlarından.
    Fethin denizler kadar isabetli,
    Dolaşır, hatırlar bayrakta.

    Çiftçiler durmadan ne aramakta
    Ve uykular ve yaşamak ve sevmek.
    Çocuklar niçin daima düşer?
    Var Allah'ım, bir şey var bu toprakta.

    YAZAN:Fazıl Hüsnü Dağlarca


    _________________

    Sponsored content

    default Geri: Fazıl Hüsnü Dağlarca

    Mesaj tarafından Sponsored content


      Forum Saati 2017-09-26, 14:29